|
DAYANIKLILIK
Dayanıklılık belirli bir yeğinlikteki
çalışmanın ortaya konacağı sürenin
sınırlarını belirtmektedir. Kişinin verimini
sınırlandıran ve aynı zamanda da etkileyen
ana etmenlerden biri de yorgunluktur. Kişi
kolay kolay yorulmadığı ya da kişi yorgun
olduğu halde çalışmayı sürdürebildiğinde bu
kişinin dayanıklı olduğu kabul edilir. Eğer
bir sporcu gerçekleştirilen sporun
özelliklerine uyum sağlayabilirse bunu
gerçekleştirebilir. Kişinin dayanıklılığı;
sürat, kas kuvveti, bir hareketi etkin bir
biçimde gerçekleştirebilecek beceriler,
işlevsel potansiyelleri ekonomik olarak
kullanma becerisi, çalışmayı ortaya koyarken
içinde bulunulan psikolojik durum vb. gibi
bir çok etmene dayanır.
Antrenmanın
gerekleri göz önüne alındığında iki tür
dayanıklılık vardır:
1. GENEL DAYANIKLILIK,
Ozolin (1971) tarafından, bir çok kas
grubunu ve dizgesini (MSS, sinir-kas,kalp
-kan-dolaşım dizgesi) içine alan bir
etkinlik türünün uzun bir süre için ortaya
konabilme kapasitesi olarak kabul
edilmiştir. İyi bir genel dayanıklılık
düzeyi, kişinin sporda verim düzeyi göz
önüne alınmaksızın, çeşitli antrenman
etkinliklerindeki verim sergilemesini
kolaylaştırmaktadır. Bunun yanında,
dayanıklılığın, özellikle de aerobik
dayanıklılığın baskın olduğu sporlarda yer
alan sporcular yüksek bir genel dayanıklılık
düzeyine sahiptirler, genel ve özel
dayanıklılık arasında güçlü bir ilişki
vardır. Diğer yandan (Ozolin, 1971)
belirtildiğine göre; kısa süreli sporlarda
ya da yüksek düzeyde teknik olgunluk
gerektiren sporlarda yer alan sporcular iyi
bir genel dayanıklılık düzeyine sahip
değillerdir. Her sporcunun önemli bir
düzeyde genel dayanıklılığa gereksinimi
bulunmaktadır. Genel dayanıklılık
sporcuların yarışmalardaki yorgunluğun
üstesinden gelebilmek için yüksek bir
çalışma kapsamını başarılı bir biçimde
sergilemelerine ve gelecek antrenman ve
yarışmalar için daha hızlı bir biçimde
toparlanmalarına destek vermektedir.
2. Genellikle oyun, sprint,
ve benzeri dayanıklılık biçimleri olarak
ortaya konan ÖZEL DAYANIKLILIK, her sporun
özelliklerine ya da her spordaki motor
hareketlerin tekrarına dayanır. Özel
dayanıklılık her ne kadar belirli sporların
özellikleri arasında geçiyor olsa da bu tür
dayanıklılık yarışmaların ortaya çıkardığı
gerilimlerden, zor spor-sal görevlerin
sergilenmesinden ya da ortaya konan
antrenmanın türünden etkilenebilir. Ayrıca,
Teodorescu'nun (1975) da belirttiği gibi çok
zorlayıcı bir taktik oyun yada karşılaşma
sırasında kişinin özel dayanıklılığını
etkileyebilir, böylece sporcular yarışmanın
ikinci bölümünde çeşitli teknik ve taktik
hataları kolayca yapabilirler. Sonuç olarak
sağlam bir genel dayanıklılık temelinden
geliştirilmiş olan bir özel dayanıklılık ne
kadar üst düzeyde geliştirilmiş olursa
sporcunun antrenman ve yarışmalara yönelik
çeşitli stres etmenlerinin üstesinden
gelmeleri o kadar kolay olur.
Yukarıda sunulan dayanıklılık türleri her
spor yada spor dalı için başarılı bir verim
temelleri anlamına gelmektedir. Bunun
yanında, dönüşümlü sporlar söz konusu
olduğunda genellikle aşağıdaki sınıflandırma
önerilmektedir (Pfeifer, 1981).
1. UZUN SÜRELİ DAYANILKLILIK, sekiz
dakikadan daha uzun süren sporlar için
gereklidir. Enerji neredeyse tümü aerobik
dizge tarafından sağlanır ve kalp-kan ve
solunum dizgelerinde de büyük ölçüde katılım
gösterirler. Bu sınıflamaya uygun bir
dayanıklılık yarışında, kalp atışları
oldukça fazladır (dakikada 180'den fazla),
kalbin dakika atım kapsamı (kalp tarafından
bir dakika içerisinde pompalanan kan
kapsamı) 30-40 litre arasındadır ve
akciğerlerden dakikada 120-140 litre hava
temizlenir (Pfeifer, 1981).
Açıkça görülüyor ki uzun süreli yarışlar
için (örn. maraton) bu değerler daha
düşüktür. O2 sağlanması iyi bir verim için
belirleyici bir etmendir. Bu nedenle kişinin
vital kapasitesi ve kalbinin atım dakika
kapsamı yüksek sporsal verimler için
sınırlandırıcı etmenleri oluşturmaktadır.
Bunlar aynı zamanda kişinin bu tür
çalışmalarda oluşan yüklenmelere karşı
gösterdiği uyumu yansıtır. Orta yeğinlikte
yapılan bir çalışma organizmanın uyum
sağlamasını ve kılcallaşmanın artmasını ve
böylece de O2nin kas hücrelerine ulaşmasını
destekler gibi görünmektedir (Mader ve
Hollmann, 1977).
2- ORTA SÜRELİ DAYANIKLILIK çalışmanın 2-6
dakikadan daha uzun süreli olarak
sergilendiği sporlara özgüdür. Yeğinlik,
uzun süreli dayanıklılık gerektiren
sporlardakine göre daha yüksektir. O2
kaynakları organizmanın gereksinimlerini tam
olarak karşılamamaktadır bu nedenle de
sporcu bir O2 borcu oluşturur. Anaerobik
dizge tarafından üretilen enerji sürat
miktarı ile orantılıdır. Pfeifer (1981),
3000m. koşu için anaerobik dizgenin enerji
gereksiniminin yaklaşık olarak %20'sini
sağladığını, ve 1500m. koşu için sporcunun
toplam enerjisinin %50'sini anerobik enerji
dizgesinden sağladığını belirtmektedir.
Yukarıdaki durumda olduğu gibi oksijen alımı
verim konusunda belirleyici rol oynar. Orta
dereceli dayanıklılık için gerekli olan
antrenman göz önüne alındığında Doğu
Avrupalıların bir çok Kuzey Amerikalının tam
tersine, anaerobik dayanıklılığın
yetkinleştirilmesi için toplam çalışmanın
sadece %10'unu ayırdıklarını belirtmek
gerekir.
3- KISA SÜRELİ DAYANIKLILIK 45 saniye ile 2
dakika arasında tamamlanan bir mesafeyi
almak için gereklidir. Bu sınıfta
sınıflandırılan sporlar için sporsal verimin
sergilenmesi için gerekli olan enerjiyi
sağlamakta anaerobik süreç yoğun bir yer
kaplar. Kuvvet ve sürat arasındaki ilişki
düzeyi yüksek sonuçlar elde etmek konusunda
önemli rol oynar. Oksijen borcu oldukça
yüksektir ve Pfeifer'a (1981) göre anaerobik
sistem 400m. koşu için gerekli olan
enerjinin %80'ini ve 800m. koşu için gerekli
olan enerjinin de %60-70'ini sağlar.
Anaerobik kapasitenin geliştirilmesinin
temeli aerobik kapasitenin
geliştirilmesidir. Sonuç olarak bu sınıfı
oluşturan sporlar için bile yüksek bir
aerobik kapasite geliştirilmelidir.
4- Kuvvet antrenmanında değinilmiş olan KAS
DAYANIKLILIĞI, yeterli dayanıklılık ile
birleştirilmiş olan yüksek bir kuvvet düzeyi
ile geliştirilir. Kürek, yüzme, kano gibi
sporlar bu bütünleşik yetiden en çok
yararlanan sporlardandır.
5- SÜRAT DAYANIKLILIĞI (süratte devamlılık
ç.n) kişinin organizmasının doruk yeğinlik
koşulları altında yorgunluğa karşı
gösterdiği direnci tanımlamaktadır.
Çalışmanın çoğu solunumsuz koşullarda
gerçekleşir ve sporcunun hem doruk sürate
hem de doruk kuvvete sahip olmasını
gerektirir (sürat antrenmanına da bakınız).
Dayanıklılığa etki eden etmenler
Merkezi Sinir Sistemi
Dayanıklılık
antrenmanı sırasında MSS,
antrenman gereklerinin özelliklerine uyum
sağlar. Böylece antrenmanın bir sonucu
olarak MSS çalışma niteliğini arttırır ve
sistemlerle organların düzenli ve iyi bir
şekilde işlemesi için gerekli olan sinir
bağlantılarını geliştirir. Kişinin antrenman
etkinliklerini zayıflatan yorgunluk MSS
düzeyinde ortaya çıkmaktadır (Pavlov 1951,
Farfel, 1960).
Farfele göre MSS'nin çalışma niteliğindeki
bir düşüş yorgunluğun başlıca
nedenlerindendir. Yorgunluğa karşı
gösterilen direnim, sinir merkezlerinin
çalışma kapasitelerini korumak için
verdikleri bir savaştır.
MSS dayanıklılığının artışı ve bunun en
uygun düzeyi antrenmanda üzerinde durulması
gereken başlıca konulardan biridir.
Antrenör, uygun antrenman araçlarını seçerek
bunu kolaylaştırabilir. Ozolin'e göre
(1971), orta düzeyde yeğinliğe sahip bir
çalışma, tüm MSS etkinliklerini güçlendirir;
diğer bir değişle dayanıklılık etkinlikleri
için gerekli olan sinir kas eşuyumunu
geliştirmektedir. Benzeri biçimde, artan
yorgunluk düzeylerinde gerçekleştirilen
dayanıklılık etkinlikleri sinir hücresinin
yüksek yüklenmeli çalışmaya karşı direncini
arttırmaktadır.
Sporsal istenç (irade) gücü
İstenç dayanıklılık antrenmanının en önemli
biridir. İstence en çok çalışmanın bir
yorgunluk durumunda da sürdürülmesinin
gerekli olduğu zamanlarda ya da etkinliğin
uzamasının bir sonucu olarak yorgunluk
düzeyinin arttığı durumlarda gereksinim
duyulur. Özellikle yeğinliğin antrenmanın
önemli bileşenlerinden biri olduğu
durumlarda bu durum açıkça gözlenebilir.
Sporcunun istekli olması ve iradesi sinir
merkezlerine çalışmanın sürdürülmesini ya da
arttırılması için yeterli uyaranları
oluşturmadığı sürece istenilen yeğinlik
düzeyi (örneğin bitime (finişe) yaklaşırken)
gösterilmektedir. Geçmişte bazı ünlü
sporcular (Zatopek, Viren, Wootle)
insanların oldukça yüksek düzeylerde
dayanıklılık yedekleri olduğunu
göstermişlerdir. Bu yedekler sadece
sporcunun yorgunluğa yol açan zayıflıklarını
yenmesiyle en üst düzeye getirilebilir. Buna
göre acıya karşı dayanıklılığın arttırılması
antrenmanın ana hedeflerinden biridir,
böylece sporcu acıya,örselenmelere ve
antrenmanlarla yarışmanın getirdiği
zorlanmalara karşı psikolojik olarak
direnebilmektedir.
Aerobik Kapasite
Aerobik potansiyel ya da organizmanın
Oksijenli ortamlarda bulunduğu durumlarda
enerji üretme kapasitesi, sporcunun
dayanıklılık kapasitesini belirler. Aerobik
güç, kişinin O2 taşıma becerisiyle
sınırlandırılmıştır bu nedenle de O2 taşıma
sistemi, kişinin dayanıklılık kapasitesini
geliştirmek için tasarlanmış her hangi bir
programın bir parçası olarak
geliştirilmelidir. Aerobik kapasitenin
yüksek olması sadece antrenman sırasında
değil antrenman aralarında ve antrenman
sonrasında da yenilenmenin daha hızlı
gelişmesini kolaylaştırmak açısından çok
önemlidir (Ozolin, 1971). Hızlı bir
yenilenme kişinin dinlenme arasını
kısaltmasına ve daha yüksek bir yeğinlikte
çalışmasına olanak sağlar. Kısa dinlenme
aralarının bir sonucu olarak tekrar sayısı
arttırılabilir böylece de antrenman
kapsamında artış yapılması kolaylaşır.
Yüksek bir aerobik kapasiteyle desteklenmiş
olan hızlı yenilenme bir becerinin çok
sayıda tekrarının gerekli olduğu sporlarda
(örn. Atlama sporları) ya da dinlenme
aralarının gerekli olduğu takım sporlarında
(hokey/futbol) da önemlidir.
Dayanıklılık antrenmanı sırasında oksijen
sağlayan organlar ve özellikle de solunum
dizgesi iyi gelişmiş bir düzeye gelir.
Belirli organlar, kullanılan antrenman
yöntemine göre geliştirilir. Bu nedenle
interval antrenman kalbi güçlendirirken
yükseklik antrenmanı ya da uzun süreli
antrenman yüklenmeleri O2 kullanımı
katsayısını arttırır. Buna karsın yinede
aerobik kapasite solunum dizgesinin
gelişimine ve doğru bir biçimde soluk alıp
verme niteliğine bağlıdır.
Soluk alıp vermek, dayanıklılık
antrenmanında önemli bir rol oynar. Yeterli
bir verimin elde edilmesi için etkin soluk
vermenin önemli olduğu durumlarda soluk alıp
verme, derin ve ritmik bir biçimde
gerçekleştirilmelidir. Çoğu sporcu nasıl
soluk verileceğini, içinden O2 alınmış olan
olanaklar ölçüsünde çok havanın nasıl
akciğerlerden atılacağını öğrenmek
zorundadırlar.Bunu tersi durumlarda, içeri
çekilen taze havada bulunan O2'nin yoğunluğu
hafifleyecek ve verim ters yönde
etkilenecektir. Zorlamalı bir soluk verme
bir yarışın yada karşılaşmanın olağanüstü
zorlanmalı evrelerinde daha da önemlidir,
çünkü bu durumda yeterli bir O2 kaynağı
zorlukların üstesinden gelinmesini
sağlayacaktır.
Yüksek bir aerobik kapasite olumlu yönde
anaerobik kapasiteye dönüştürülür. Eğer bir
sporcu aerobik kapasitesini geliştirirse
anaerobik kapasitesi de gelişecektir çünkü
sporcu O2 borçlanmasına ulaşmadan, daha uzun
süre eylem gerçekleştirebilecektir ve O2
borcu oluşturduktan sonra daha düzelecektir
(Hovvald, 1977). Anaerobik kapasitenin
önemli bir bileşen olduğu bir çok spor için
bu bulgu çok önemlidir. Takım sporlarının
bir çoğu aerobik kapasiteyi geliştirerek
teknik ve taktik davranışlarını en üst
düzeye ulaştırırlar. Bu nedenle aerobik
dayanıklılık sporcuların büyük bir çoğunluğu
için sürekli bir geliştirim amacı olmalıdır.
Üst düzeyde geliştirilmiş bir aeerobik
kapasite aynı zamanda sürat düzeyinde
sağlamlaştırmaktadır (Bompa, 1960). Bir çok
sporun yarışma evresinde anaerobik kapasite
vurgulanmaktadır.Buna karşın anaerobik
verimin sürekliliği aşırı düzeyde stresli,
yeğin çalışmadan da etkilenmektedir. Bu
nedenle anaerobik kapasitenin, antrenmanın
önemli bir bileşeni konumunda olduğu
durumlarda başarılı bir verimi uzun süre
davam ettirmek için aerobik alıştırmalar da
antrenmana dahil edilmelidir. Bu gibi
durumlarda uzun süreli aerobik dayanıklılığı
vurgulayan antrenman birimleri, çeşitli
yeğinlik düzeyine sahip birbirini izleyen
antrenman birimlerinde seçenekleri oluşturan
alıştırmalar konumundadırlar. Bu yeni koşul
altında organizma canlanabilir ve anaerobik
gücün sürekliliğini arttırabilir. Aynı görüş
yüksüz (hafifletilmiş) evre için de
geçerlidir. Önemli yarışmaların öncesinde,
sporcular antrenman gereksinimlerini
azalttıklarında aerobik etkinliklerden
oluşan antrenman birimleri yeğin
etkinliklerin yerini alacak bir biçim de
kullanılmalıdır. Böylece, antrenmanın düzeyi
etkilenmediği halde yük hafiflediği için
sporcu yeniden canlanacaktır. Howald (1977),
uzun süreli dorukaltı (submaksimal)
antrenman kullanan sporcuların, yüksek
yeğinlikte dayanıklılık antrenmanı ve
interval antrenman kullanan sporculara göre
daha yüksek anaerobik eşiğe sahip
olduklarını gösteren bir eğilim olduğunu
belirtmektedir. Sonuç olarak, yukarıdaki
gerçekleri temel alarak antrenörler
antrenman görüşlerini yeniden gözden
geçirmeli ve antrenman programlarına yüzdesi
çok daha yüksek olan aerobik etkinlikler
eklemelidirler.
Anaerobik Kapasite
Doruk düzeyde yüklenme gerektiren sporlar
için, doruk altı yüklenme gerektiren
başlangıç aşamaları sırasında, enerji
anaerobik sistem tarafından O2 yokluğunda
üretilir.Anaerobik sistem tarafından
katılımı sağlanan enerji düzeyi doğrudan
verim yoğunluğu ile bağlantılıdır. Örneğin,
eğer bir sporcu 400m. yarışında sürati 7.41
m/san, ise ergogenesisi (enerji üretimi) %14
aerobik ve %84 ana-erobiktir. Aynı mesafe
8.89m/san. ile koşulduğunda ise oran %7.7
aerobik ve %92.3'tür (Razumovski, 1968). Bu
nedenle, iki enerji sisteminin kullanılması
sadece yarışın mesafesine değil aynı zamanda
sporcunun verim düzeyine de bağlıdır.
Yukarıdaki örneğe bakıldığında, bu iki
sistemin değişik oranlarda enerji
sağladıkları açıktır, mesafe arttığında ve
yeğinlik azaldığında aerobik bileşenin oranı
yükselmektedir.
Ozolin (1971), organizmanın anaerobik
kapasitesinin, sporcunun yeğin çalışmayı
sürdürmesini ve bitkin düşürücü koşullar
altında çalışmasını kolaylaştıran MSS
sürecinden etkilendiğini belirtmektedir.
Anaerobik kapasitenin, aşırı soluma ya da
başlangıçtan önce terleme oranındaki
yükselme yoluyla ek olarak alınan fazla
O2'den de etkilendiği öne sürülmektedir.
Açıkça, anaerobik kapasiteyi geliştirmenin
en iyi yolu kişinin kendi spor yada spor
dalma özgü antrenman yapmasıdır. Bununla
birlikte, yukarıda da açıklandığı gibi
anaerobik antrenman sık sık aerobik
antrenmanla yer değiştirilmelidir. 60
saniyeden daha uzun süren sporlar için
aerobik dayanıklılık daha baskın bir
özelliktir., Kuzey Amerika'da gereğinden
fazla uygulanmakta olan interval antrenman
biçiminde bir anaerobik antrenman türü
sporcuyu (2 dakikadan daha uzun süreli
sporlarda yarışan bir sporcu için) daha
hızlı yapamayacaktır. Bu tür bir çalışma
sporcuya sadece yarışın ilk bölümlerinde
yarar sağlayacaktır.
Sürat Yedeği
Dayanıklılığı özellikle de özel
dayanıklılığı etkileyen etmenlerden biri
sürat yedeğidir. Dönüşümlü sporlarda, her ne
kadar bazı antrenörler farkında olmasa da ya
da göz ardı etse de bu etmenin önemi
belirleyici olabilir. Yinede, sürat yedeği
yarış mesafesinden çok daha kısa bir
mesafede (örn. 100m.) ulaşılan en hızlı süre
ile daha uzun bir yarış (örn. 400m.)
sırasında aynı kısa mesafede ulaşılan süre
arasındaki fark olarak kabul edilmektedir (Bompa,
1956). Bir geçerlilik elde etmek için test
aynı süre içerisinde gerçekleştirilmelidir.
Ozolin diğer kaynaklardan (Ozolin, 1949,
Nikitsky, 1954 ve diğerleri) da alıntılar
yaparak şuna değinmektedir; eğer bir sporcu
kısa bir mesafeyi çok süratli bir biçimde
alabiliyor ise, daha uzun mesafeleri daha
düşük hızla daha kolay bir biçimde
alabilecektir. Bu tür koşullar altında daha
yüksek bir sürat yedeğine sahip olan bir
sporcu, daha düşük sürat yedeğine sahip olan
diğer sporcularla karşılaştırıldığında
istenen bir sürat düzeyini korumak için daha
az enerji harcayacaktır.
Bir sürat yedeği testi şu biçimde
gerçekleştirilebilir: İlk önce antrenör test
edilecek mesafeyi belirler. Orta mesafe
koşuları için, kişi standart bir sürat
mesafesini ele alabilir (100m.koşu gibi),
yüzme için kişi 25 ya da 50 metre seçebilir
(ya da havuzun uzunluğu), kürekte 500m.
kanoda ise 250m'yi seçebilir Daha sonra
sporcular, standart mesafeyi alabilecekleri
doruk (maksimum) sürati belirlemek için
sınanırlar. Bir sonraki adım; sporcu
özelleşmiş olduğu mesafe üzerinden
sınanırken ya da bu mesafede yarışırken
sporcunun standart mesafeler üzerinden
süratinin ölçülmesi olmalıdır. Örneğin
sporcunun 100m mesafedeki doruk sürati 11
saniye olsun, 400m mesafe koşarken ise 100m.
mesafeyi 12.4 saniyede almış olsun. Aradaki
fark (1.4 saniye) hız yedeği indeksi olarak
kabul edilir. Aradaki fark ne kadar büyük
olursa hız yedeği de o kadar fazladır. İyi
bir hız yedeği, düzenli ve özel bir
dayanıklılık antrenmanı seçilen sporda
yüksek bir verim sergilenmesini
sağlayacaktır.
Benzer bir biçimde, sporcu iyi bir sürate
sahip olduğu sürece indeks ne kadar küçük
olursa özel dayanıklılık da o kadar iyi
olacaktır. Bu nedenle, her ne kadar bu durum
antrenman yaklaşımları açısından yetersiz
bir biçimde incelenmiş olsa da yüksek bir
verime ulaşmak için sporcunun verim düzeyi
ile sürat yedeği arasında güçlü bir ilişki
olduğu açıktır. 100m.'yi 10.6 saniyede koşan
bir sporcu çok özel bir antrenmanı
olmaksızın 400m.'yi 50 saniyede koşabilir
(büyük olasılıkla 1.8 saniyelik bir sürat
yedeği ve 12.5 saniyelik bir ortalama
sürat). Fakat 12 saniye/100m. gibi bir
sürate sahip olan sporcu 400m.'de benzer bir
dereceleri sergileyemeyecektir. Bu nedenle
de, genel olarak sürat ve sürat yedeği
kişinin sporsal gelişiminde sınırlayıcı bir
etmendir. |